Yoksa insan bazen kalbiyle, sezgileriyle, hafızasıyla ve hayatın sesini dinleyerek mi yürür?
Bugün kalabalık şehirlerin ortasında milyonlarca insan navigasyon olmadan iki sokak öteyi bulamaz hâle geldi. Telefonun şarjı bitince yönünü kaybeden, başını ekrandan kaldırmadan yürüyen insanlar çoğaldı. Oysa görme engelli bireyler yıllardır kendi zihninin navigasyonuyla hayatın içinde yürümeyi öğreniyor.
Evet, teknoloji gelişti. Akıllı bastonlar çıktı, sesli yön tarifleri çoğaldı, navigasyon sistemleri hayatı kolaylaştırdı. Bunlar önemli gelişmeler. Fakat bir görme engelli bireyin asıl gücü; elindeki cihazda değil, zihninin içinde saklıdır.
Çünkü görme engelli birey çoğu zaman yolu gözleriyle değil, ruhuyla bulur.
Bir sokağın sessizliği değiştiğinde bunu hisseder.
Bir fırından yayılan sıcak ekmek kokusundan hangi köşeye geldiğini anlar.
Ayağının altındaki kaldırım taşının değişiminden bulunduğu yeri çözer.
Bir çay ocağından yükselen kaşık sesini, uzaktan geçen minibüsün motorunu, kaldırımdaki boşluğu, rüzgârın yönünü hafızasına kaydeder.
İnsanların çoğu bakarak yaşar.
Görme engelli birey ise hissederek…
İşte bu yüzden görme engelli bir insanın zihni, çoğu zaman büyük bir şehir haritası gibidir. Adımlarını sayar, sesleri tanır, kokuları ayırır, yönleri hisseder. Çünkü onun için hayat sadece görüntüden ibaret değildir.
Bugün birçok insan “Görme engelli mi denmeli, kör mü?” diye tartışıyor. Oysa asıl mesele kullanılan kelime değil; insanın bakış açısıdır. Çünkü bazı insanlar gözleri gördüğü hâlde insanlığı göremez.
Bir görme engelli bireyin bastonuyla yürüdüğünü gören bazı insanlar hemen acıma duygusuna kapılıyor. Oysa beyaz baston bir çaresizlik simgesi değildir. Beyaz baston; bağımsızlığın, cesaretin ve ayakta kalma mücadelesinin sembolüdür.
Asıl acınması gereken şey; kaldırımları işgal eden bilinçsizliktir.
Bugün şehirlerde sarı çizgilerin üstüne park edilen motosikletler, direkler, tabelalar ve düzensiz kaldırımlar; görme engelli bireyin önüne çıkan gerçek engellerdir. Çünkü engel bazen gözlerde değil, düşüncelerdedir.
Bir görme engelli bireyin tek başına otobüse binmesi, alışveriş yapması, şehir değiştirmesi ya da eğitim alması hâlâ bazı insanlara “olağanüstü” geliyor. Oysa bunlar mucize değil; insanın en doğal hakkıdır.
Bağımsızlık; kimseye yük olmadan yaşayabilmektir.
Kendi kararını verebilmektir.
Kendi yolunu kendi iradesiyle çizebilmektir.
Ve bazen bir görme engelli birey, gören insanlardan daha dikkatli yaşar hayatı.
Çünkü o; yürüdüğü yolu ezberler.
Bir duvarın yankısını tanır.
Bir mahallenin kokusunu ayırır.
Bir market kapısının açılış sesini hafızasına işler.
Bugün insanlar telefon rehberi olmadan kimsenin numarasını hatırlamazken, görme engelli bireyler şehirleri zihninde taşır.
Teknoloji elbette önemlidir. Navigasyon cihazları, sesli sistemler ve akıllı bastonlar hayatı kolaylaştırabilir. Fakat hiçbir cihaz insanın sezgisinden daha güçlü değildir. Çünkü cihaz bozulabilir, şarj bitebilir, sistem çökebilir. Ama insanın yaşanmışlıkla gelişen hissiyatı kolay kolay kaybolmaz.
Bir görme engelli bireyin ayağının altından gelen his bile bazen ona yol gösterir. Zemindeki küçücük eğim değişikliği, kaldırımın dokusu ya da boşluk hissi onun için büyük bir işarettir.
İnsan bazen gözleriyle değil, dikkat ederek görür.
Braille alfabesi de bunun en güçlü örneklerinden biridir. Parmak uçlarıyla okunan o küçük kabartmalar, aslında sessiz bir devrimdir. Bir görme engelli çocuğun ilk kez kendi başına kitap okuyabilmesi; dünyaya yeniden doğması gibidir.
Ama ne yazık ki günümüz dünyasında insanlar hâlâ engelli bireyleri yeterince anlamıyor. İş görüşmelerinde geri plana itilenler, sosyal hayatta küçümsenenler, “Yapamaz.” denilenler hâlâ var.
Oysa tarih boyunca en büyük mücadeleleri veren insanlar, çoğu zaman hayatın zorluklarıyla savaşan insanlar oldu.
Çünkü insanı güçlü yapan şey gözleri değil; vazgeçmeyen ruhudur.
Bugün bir görme engelli birey bastonuyla yürürken aslında sadece yol almıyor. Aynı zamanda toplumun önyargılarını da aşmaya çalışıyor.
Her adımında biraz sabır, biraz mücadele, biraz da kırılmışlık taşıyor.
Ama yine de yürümeye devam ediyor.
Çünkü bazı insanlar karanlıkta bile yönünü bulur.
Bazıları ise gözleri açık olduğu hâlde hayatın içinde kaybolur.